Gönderen Konu: MUCİTLİK NEDİR? MUCİT KİMDİR?  (Okunma sayısı 5441 defa)

is

  • Yönetici
  • Yeni Üye
  • *****
  • İleti: 1
    • Profili Görüntüle
MUCİTLİK NEDİR? MUCİT KİMDİR?
« : 17 Haziran 2008, 09:48:17 »
MUCİTLİK NEDİR? MUCİT KİMDİR?

           Mucit, hayatı kolaylaştırıcı bir takım alet/ ekipmanlar yapma konusunda, fikir ileri süren ve bu fikirlerini, hayata geçirecek modelleri/ prototipleri yaparak destekleyen ve yaptığı bir takım işlerine patent/ faydalı model hakkını alarak, bunların seri olarak üretilmesi ve insanlığın hizmetine sunulması için gayret gösteren kimsedir.   

           Mucitlik, diğer bir deyişle, bir şeyler icat etme, başlı başına bir sanat olarak kabul edilebilir. Bu sanatı talep edip, bu talepleri doğrultusunda çalışarak, ortaya bir şeyler koyabilme gayreti gösterenlere mucit denilebilir. İnsanların yapıları, bilindiği üzere, birbirinden farklıdır. Herkesin bir yapısı, bir sosyal yaşantısı, değişik çevresi, farklı eğitim seviyeleri vardır.

          Bir kısım insanlar bir şeyler yapmaya müsait mesleklerdendir. Meslekleri gereği alet-ekipmanlarla, makinelerle uğraşmak durumundadırlar. Bu kimselerin bir şeyler icat etme, bir kısım makinelere ilavelerle fonksiyonlarını geliştirme, makinelerde şekil değişiklikleriyle hayatı kolaylaştıran bir takım kolaylıklar sağlar duruma getirmeleri, mesleklerinin gereği gibi algılanabilir. Ancak icatların sahiplerine göz gezdirdiğimizde, genel kaide olarak meslekten olan kimselerin icatlar yaptığı düşünülse de, meslekten olmayan insanların yaptıkları bir takım icatların da bulunabileceği göz ardı edilmemelidir. 

           Bir kısım insanların kendi işlerini kendilerinin görme hevesleri, her işi kendilerinin yapmaları, teknik sorunlarına devamlı kendilerinin çözüm bulmaları ve bu durumu hayat tarzı olarak benimsemeleri bilinmektedir. Bunların aksine, bir kısım insanlar da, kendileri hiçbir iş yapmak istemezler. Kendilerini işlerden soyutlayarak yaşamaları, onları hiçbir zaman huzursuz etmez. Hiçbir işin ucundan tutmamaları ile kendilerini mutlu hissederler. Onlar için belli bir sanatın ferdi olarak yaşamak, zorlandıkları bir hayat tarzıdır. Kolay kolay bir sanatın ucundan eğreti de olsa tutamazlar. İşte bu şekilde çerçevesini çizdiğimiz çok değişik hayat  tarzları içerisinden, sanata düşkün olanların, devamlı bir şeyler yapmak hususunda zihinlerini zorlayanların, zamanla kazandıkları bir sıfat vardır ki, bu tüm insanların kullandığı “icatcı” tabiridir.

           Bu tür icatçı kimselerin, mucitliğe daha yatkın oldukları gözlenmiştir. Devamlı zihinlerinde bir şeyler yapma, bir takım kolaylıklar bulma gayreti içerisindedirler. Çoğunlukla farkında olmadan yaptıkları işleri, mucitlik olarak değerlendirmeseler de, genel olarak, yapılanların hayatımıza kolaylıklar getirdiğini gördüklerinde ya da yaptıklarının talep görmesi sonucu mucit olduklarını anlarlar. Kendi yaşantılarında yaptıkları bu buluşlarını, sıradan işler olarak ifade etseler de, bu kimselerin çalışmalarında her zaman bir takım buluşların gizli olabileceği bilinmektedir. Bir zamanlar bulunduğum ilçede yaptığım marküteri işi ile ilgili olarak işyerime gelen bir mobilya fabrikası sahibi, meraklı olduğumu anlayınca, beni diğer bir ilçedeki mobilya fabrikasına götürdü. 20- 25 yıl öncesinde kendi imkanlarıyla yaptığı, tamamen kendi dizaynı olan, mobilyacılıkta büyük kolaylıklar sağlayan kenar cumbalama makinesini gösterdi. O zamanlarda bu makine ya bilinmiyordu ya da kullanan yoktu. Hayret etmiştim.

           Bilindiği üzere mucit olmanın okulu yoktur. Ancak mucit denilen kimselerin, mucitliğin, o maddi olarak mevcut olmayan tecrübe okulundan mezun olduklarını kabul etmemiz gerekir. Aksi takdirde hiçbir eğitimi olmadan, özelliği olan bir mesleğin sahibi olunabilir mi? Elbette olunamaz. O halde, mucitlik okulu şeklen ve cismen olmasa da, yeryüzünde, gelmiş- geçmiş tüm mucitlerde görülen mucitlik özelliği, var oluştan verilmiş bir hediye, bir güzellik, bir kabiliyet olarak bulunmaktadır. Bunu inkar etmek mümkün değildir.
   
           Mucitlerin sadece eğitim almamış insanlardan meydana geldiği gibi bir mananın da çıkarılması yanlış olur. Zira mucitlik, eğitim almış, mühendislik nosyonunu kazanmış kimselerin, her zaman elde edebilecekleri bir özelliktir. İsteyen, bu yönde gayret gösteren her eğitimli kimse, mucitlik mesleğinde daha kolay hedefine ulaşabilir. Bu ifadelerden sonra, mucitliğin mutlaka eğitimle bağdaştırılması da yanlış olur. Örnekleri pek çok olan eğitimsiz mucitler de az değildir.

           Bazı kimselerin “mucit olunmaz; mucit doğulur” ifadesi kesinlikle doğru kabul edilebilir. Ancak ufak yaştan bir takım işlerin içerisine girmeyen, hatta mübalağalı olarak tarif edelim, duvara bir çivi bile çakmayan bir kimseden, içerisinde doğuştan kabiliyette olsa, mucit olamayacağını söylersek, haksızlık etmiş olmayız. Zira bir kimseden çalışmaya, bir şeyler yapmaya yönlendirilmesi istenmemişse ya da kendi istememişse; mucitlik bu kimseye çok uzak bir sıfattır.

           Bir kimsenin genetik yapısında mucitlik olabilir. Ancak yaşama şartları, çevresi bu konuda bir şeyler yapmasını gerektirmemişse, mucit olması mümkün değildir, denilebilir. Zira genetik yapısında bulunan kabiliyetini gün yüzüne çıkarma, hayatının akışı içerisinde bu kabiliyetinden faydalanma, söz konusu olmamıştır. Kabiliyetler var olsa da, gün yüzüne çıkarılmamışsa; üstü örtülü olarak o bünyede kalmaya mahkumdur. Zaman zaman söylenir. “Bizim ailenin tamamı sanatkardır”; “Bizim aile de herkes şarkı söyler”; ya da “bizim ailenin tamamı ressamdır.” Bu sözlerin manasını anlamak kolaydır. Genetik yapılarında olan kabiliyetleri gün yüzüne çıkarmak için, kendilerinde gördükleri kabiliyetler yönünde gayret sarf etmişler, ter dökmüşlerdir. Neticede kabiliyetlerinin mevcudiyeti onlara bir yerlere gelme imkanı sağlamıştır. Bunun aksi durumda ise; kabiliyet genetik yapılarında bulunsa da, o yönde gayret sarf edilmemişse, mevcut kabiliyeti, değerlendirilmeden atıl kaldığı için gelişemeyecek, gün yüzüne çıkamayacaktır. İlgisi olmadığı halde, bir çobanın mükemmel resim yapmasını ne ile açıklayabiliriz? Elbette genetik yapısında bulunan kabiliyetle açıklanabilir. Bir kimse eline keman almamıştır. Ancak genetik yapısında, virtüöz olabilecek kadar mükemmel keman çalabilme kabiliyeti varsa; imkan verildiğinde, keman virtüözü olmasına hiçbir engel yoktur. Diğer taraftan, kabiliyeti olmasa da, gayret gösteren bir kimsenin keman çalabileceği bilinen bir gerçektir. Netice itibariyle keman çalan kimse virtüöz olamasa da, keman çalma sanatını kazanabilir. Bu hususta söyleyebileceğimiz tek söz vardır. O da “Azmin zaferi" dir.

           İnsanların azmetmeleri neticesi, bir şeyleri elde edebilmeleri konusunda çok söylenen, “azmin zaferi” sözü, çalışmanın getireceği artıların işaretini vermesi açısından önem arz eder.

           Netice itibariyle mucitlik bir güzel sanattır.

           Her konuda sanatın zirvesidir.

           Nice mucitlerimizin gün yüzüne çıkarılması en büyük arzumuzdur.

           Saygılarımla… 14.05.2008

« Son Düzenleme: 15 Ocak 2016, 22:40:50 Gönderen: is »